DERLEME

Turk J Dermatol 2017; 11: 131-138
Makale Geliş Tarihi: 14.06.2017
Makale Kabul Tarihi: 16.06.2017
*

Başkent University Faculty of Medicine, Adana Hospital, Clinic of Dermatology, Adana, Turkey

**

Akdeniz University Faculty of Medicine, Department of Dermatology, Antalya, Turkey

***

Başkent University Faculty of Medicine, Adana Dr. Turgut Noyan Application and Research Center, Clinic of Pathology, Adana, Turkey

Dolgu Reaksiyonları: Olgu Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi

Günümüzde kozmetik işlemlere ilginin artması ve bu uygulamaların hekim olmayan kişiler tarafından yapılmaya başlanması çeşitli komplikasyonların gelişimine neden olmuştur. Bu komplikasyonların bazıları geçici olmasına karşın diğerleri ağır sistemik tedaviler gerektirmektedir. Bazı hastalarda hayatı tehdit eden önemli semptomlar gelişebilmektedir. Oluşan bu komplikasyonlar hastalarda depresyona ve toplumdan izolasyona neden olmaktadır. Bu makalede dolgu maddesi olmayan vitamin E içeren ampüllerin uygulanmasına bağlı gelişen üç farklı reaksiyon sunularak literatür verileri ışığında dolgu maddesi reaksiyonları ve tedavi yaklaşımları derlenmiştir.

Giriş

Günümüzde kozmetik uygulamalara ilgi hızla artmaktadır. Estetik uygulamalardan biri de deride kırışıklıkları azaltmak ve yaşla birlikte oluşan volüm kaybını gidermek amacıyla kullanılan dolgu maddesi enjeksiyonlarıdır. Genellikle güvenli olduğu düşünülen dolgu maddelerinin deriye uygulanması bazı komplikasyonlara neden olabilmektedir. Dolgu işlemi deneyimsiz veya hekim olmayan kişiler tarafından yapıldığında oluşabilecek komplikasyonların sıklığı artmaktadır (1). Burada, vitamin E enjeksiyonu sonrası gelişen bazı komplikasyonlar sunulmuş ve dolgu sonrası oluşabilecek komplikasyonlar ve tedavi yaklaşımları derlenmiştir.

Olgu Sunumları

Olgu 1

Kırk bir yaşında kadın hasta dudak bölgesine vitamin E enjeksiyonu sonrası gelişen sertlik nedeniyle başvurdu. Hastanın 3 ay önce kuaförde dolgu amaçlı vitamin E enjeksiyonu yaptırdığı öğrenildi. Enjeksiyondan 10 gün sonra dudakta şişlik kızarıklık ve sertlik gelişmiş ve daha sonra ağız çevresine yayılmış. Hastanemize başvurudan önce hastamıza sistemik steroid tedavisi başlanmış ve steroide bağlı diyabeti gelişmişti. Steroid tedavisi kesildikten sonra kan glikoz düzeyi normale döndü. Yapılan dermatolojik muayenede dudaklarda ve ağız çevresinde belirgin olan ve ağız hareketini kısıtlayan sklerotik plakları saptandı (Resim 1a). Sertlik nedeniyle hasta konuşmak ve yemek yemekte güçlük çekiyordu. Yapılan kan tetkiklerinde tam kan sayımı, karaciğer fonksiyon testleri, tiroid hormonları, protein elektroforezi, C-reaktif protein (CRP), eritrosit sedimentasyon hızı, anti-streptolizin O ve kompleman seviyesi normal düzeyde idi. Anti-nükleer antikor, anti-Sjögren sendromu-A/Ro, anti-Sjögren sendromu-B/La, anti-Sm, anti-Scl-70, romatoid faktör, anti-ribonükleoprotein ve hepatit serolojisi negatifti. Sklerotik lezyonlardan punch biyopsi alındı ve yapılan histopatolojik incelemede dermiste kollajende kabalaşma ve Alcian mavisi ile pozitif boyanan müsin yapıları tespit edildi (Resim 2). Lupus bant testi negatif sonuç verdi. Mevcut klinik ve histopatolojik bulgular ile hastada sklerödema düşünüldü. Metotreksat (15 mg/hafta) ve kolşisin tb (günde 3 kez 0,5 mg) tedavisi ile 3 ay içerisinde sklerozu tamamen düzeldi (Resim 1b).

Olgu 2

Otuz üç yaşında kadın hasta altı gündür yüz ve uylukta eritemli kaşıntılı nodüller nedeniyle başvurdu. Öyküsünde, diş hekimi olan hastanın trombositten zenginleştirilmiş plazma kursuna gittikten sonra kendisine vitamin E enjekte ettiği ve enjeksiyondan 3 hafta sonra nodüler lezyonların geliştiği öğrenildi. Dermatolojik muayenede yanaklar, alın ve uyluk ön yüzde çok sayıda eritemli sert nodüller saptandı (Resim 3, 4). Yapılan histopatolojik inceleme lipogranüloma ile uyumlu bulundu. Oral sistemik steroid tedavisi (metil prednizolon 32 mg/gün) ve topikal steroidli krem tedavisi başlandı. Yüz lezyonları bir ayda uyluk lezyonları ise iki ay içerisinde deri seviyesine geldi. Kalan az sayıda nodüler lezyona bir ay ara ile iki kez intralezyonel steroid enjeksiyonu uygulandı. Lezyonlar postinflamatuvar pigmentasyon bırakarak iyileşti.

Olgu 3

Elli bir yaşında kadın hasta yüzünde şişlik, kızarıklık ve sertlik nedeniyle başvurdu (Resim 5, 6). Öyküsünde asemptomatik tiroid nodülleri dışında ek hastalığı ve sistemik ilaç kullanımı yoktu. Yüzüne, kliniğimize başvurmadan bir yıl önce, bir kuaför tarafından, vitamin E ve koenzim Q içeren bir ampül enjekte edildiği öğrenildi. Kliniğimize başvurmadan iki ay öncesinde ise yine farklı bir merkezde iki hafta arayla göz çevresine botoks uygulanmıştı. Hastanın son uygulamadan bir hafta sonra gözlerinde yanma, batma ve kızarıklık şikayetleri olmuş, sıcak-soğuk uygulamaya rağmen şikayetlerinde gerileme olmamış; özellikle yanaklarında kızarıklık, şişlik ve sertlik gelişmeye başlamış. Sağ yanağındaki şişlik bir süre sonra drene olmuş; daha sonrasında tekrar şişlikte artma gözlenmiş. Bunun üzerine hasta dış merkezde yatırılarak sağ malar bölgesinden biyopsi alınmış ve alınan biyopsi yabancı cisim granülomu ile uyumlu olarak rapor edilmiş. Hastaya 48 mg/gün dozunda sistemik metilprednizolon, ampisilin sulbaktam, linezolid, nidazol tedavileri başlanmış. Verilen tedavilerle sedimentasyon, CRP değerleri ve ödemi gerileyen hasta siprofloksasin (2x500 mg tablet), analjezik ve aşamalı steroid azaltımı ile birlikte taburcu edilmiş. Hastanın kliniğimize başvurduğunda fizik muayenesinde her iki malar bölgede eritem, ödem ve tahta sertliğinde deri altı nodüller saptandı. Yapılan laboratuvar incelemelerinde hafif lökositoz (13,800/µL), hafif nötrofili (%90,9), lenfopeni (%7,3), total IgE yüksekliği (386 IU/mL) saptandı. Anti-nükleer antikorun negatif, C1 inhibitör düzeyinin ise normal olduğu tespit edildi. Olgu dermatopatoloji konseyinde tartışıldı ve hastaya sistemik metil prednizolon (0,75 mg/kg/gün), siklosporin (5 mg/kg/gün) ve azitromisin tablet (1500 mg/ay) tedavisi başladı. Yumuşak doku manyetik rezonans (MR) incelemesinde her iki maksiller ve mandibular bölge komşuluğunda, sol preseptal zigomatik komşulukta deri altı yağ dokuda kalınlaşma, T1-T2’de hipointens alanlar ve kontrastlaşmalar tespit edildi. Hastanın 15 gün sonraki kontrolünde verilen tedavilerle malar bölgedeki ödemin ve sertliğin gerilemeye başladığı gözlendi.

Tartışma

Günümüzde dermatolog ve plastik cerrahlar dışında hekimlerin hatta doktor olmayan kişilerin girişimsel kozmetik uygulamalar yapması bir takım önemli komplikasyonlara yol açmaktadır. Kozmetik işlem sonrası daha iyi görünmeyi bekleyen kişilerin çeşitli istenmeyen yan etkiler ile karşılaşması depresyona, intihar girişimine ve hatta ölüme neden olmaktadır (2). Literatürde kozmetik uygulama sonucu gelişen yabancı cisim reaksiyonlarının %77,5’inin illegal uygulamalar sonucu geliştiği bildirilmiştir (3). Burada sunulan komplikasyonlardan ikisi kuaför tarafından uygulanan E vitamini enjeksiyonunu sonrası gelişirken, diğeri bir diş hekiminin kendi kendine uyguladığı E vitamini sonrası meydana gelmiştir.

Dolguların deride çeşitli komplikasyonlara neden olduğu bilinmektedir (Tablo 1) (4). Dolgu sonrası çoğu hastada geçici eritem, ödem ve hassasiyet gelişir. Bu akut reaksiyonlar enjeksiyon yapılan üründen çok uygulama tekniği ile ilişkilidir. Hiyalüronik asit uygulananların %93’ünde, kollajen uygulananların %90’ında bu lokal reaksiyonlar gelişir (5). Bu reaksiyonlar geliştiğinde buz torbası konulması genellikle yararlı olur. Eritemi gizlemek için yeşilimsi renkte kamuflaj malzemeleri kullanılabilir (4).

Dolgu sonrası geçici eritem ödem yanında günlerce hatta aylarca devam eden malar ödemde gelişebilir. Bu komplikasyon genellikle infraorbital alanda yapılan uygulamalar sonucu lenfatik damarlara basıya bağlı gelişir. Hiyalüronik asit dolgularında hiyaluronidaz ile bu komplikasyon tedavi edilebilir. Diğer dolgularda tedavi oldukça güçtür. Ödemin azaltılması için soğuk kompres ve elle lenfatik masaj uygulanabilir (4).

Dolgu enjeksiyonu esnasında damar dışına kan ekstravazasyonu sonucu 5-10 gün içerisinde kendiliğinden düzelen ekimozlar gelişir. En sık ekimoz gelişen bölgeler perioral bölge, alt göz kapağı ve nazolabial kıvrımlardır. Bu riski azaltmak için işlem yapmadan 10 gün öncesinden ağrı kesici, aspirin ve bazı vitamin ilaçlarının (E vitamini, ginsengi, sarımsak, zencefil, ginkgo ve morina karaciğeri yağı) kesilmesi, görünür dermal damar bölgelerinde enjeksiyondan kaçınılması, ince küçük iğne veya künt kanüllerin kullanılması, enjeksiyonların yüzeysel yağ tabakaya ve pre-periosteal seviyelerde yapılması gerekir (4,6). Ekimoz oluşumu esnasında buzla veya buz olmadan basınç uygulanması ekimozu azaltır. Vitamin K ve bromelinin ekimozu azaltmada etkisi ile ilgili kesin kanıt yoktur. Ekimoz uzun sürüyor ise hemoglobini hedefleyen vasküler lazerler ve ışık kaynakları kullanılabilir (4).

Dolgu maddesi yapılan bölgede akut gelişen eritem ve ödem yanında şiddetli kaşıntı tip I allerjik reaksiyonun belirtisidir. Bu akut hipersensitivite reaksiyonları oldukça nadirdir. Hafif reaksiyonlarda lokal olarak ağrı, şişlik ve kızarıklık görülür. Sığır kollajenine karşı reaksiyon riski yüksek (%3) olduğundan öncesinde deri testi önerilmektedir. Deri testi negatif olan bireylerde allerjik reaksiyon riski %0,5’in altındadır. Hiyalüronik asite karşı allerjik reaksiyon oldukça nadirdir. Bu reaksiyonlar genellikle hiyalüronik asitle birlikte bulunan proteinlere bağlı gelişir. Reaksiyonların çoğu antihistaminler ile geriler. Anjioödem ve anaflaksi gelişen olgularda adrenalin ve sistemik steroid gerekir. Bu reaksiyonlar nadir görülmesine rağmen uygulama yerlerinde acil müdahale seti hazır bulundurulmalıdır (4). Yabancı cisim reaksiyonu gelişen hastalarda nadiren yaygın ürtikeryal reaksiyon ve serum reaksiyonu benzeri ateş, atralji ve uzak bölgelerde döküntü rapor edilmiştir (7).

Dolgu yapılan bölgede nodül oluşumu erken veya geç dönemde gelişebilir. Erken dönemde oluşan ağrısız ve eritemsiz bu nodüller genellikle aşırı dolgu maddesi enjeksiyonuna bağlı gelişir. Dolgu için hiyalüronik asit kullanılmış ise hiyaluronidaz kullanılabilir. Diğer dolgu maddelerinde nodül oluşumuna neden olacak kadar fazla enjeksiyon yapılmış ise küçük bir insizyon yapılarak drene edilebilir. Eğer nodüller çok sayıda ve derin ise drenaj mümkün olmayabilir (8). Bu tür olgularda intralezyonel 5-florourasil, radyofrekans yöntem ve cerrahi kullanılabilir. Cerrahi uygulanamayan hastalarda intralezyonel tedavi kullanılabilir (4). Bazı dolgu maddeleri ile deride nodül oluşum riski artar. Özellikle poli-L-laktik asit enjeksiyonu sonrası deride 5 mm veya daha küçük boyutta nodüller gelişir. Benzer reaksiyon nadiren diğer dolgu maddeleri ile de görülebilir. Bu reaksiyonların görülmemesi için dolgu maddesinin daha büyük hacimde sulandırılması (en az 5 mL), sulandırıldıktan sonra 24 saat veya daha fazla (tercihan 72 saat) bekletilmesi, bekletilirken oda ısısında tutulması ve uygulamanın dermiş yerine subkütan yağ tabakaya yapılması önerilir (6).

Dolgu maddesi yapılan bölgede nodüler lezyonların bir diğer nedeni dolgu materyaline karşı gelişen tip 4 hipersensitivite reaksiyonudur. Bu yabancı cisim reaksiyonları enjekte edilen dolgunun tipine göre değişkenlik gösterir. İntradermal kollojen ve hiyalüronik asit dolguları kistik granüloma yol açarken subdermal silikon ve akrilamid uygulamaları İsviçre peynirini andıran petek şeklinde görülen lipogranülomalar oluşturur (9). Sklerozan tip granülomlar ise artekol gibi partiküler dolguların subdermal enjeksiyonuna bağlı gelişir (10).

Kistik tip yabancı cisim reaksiyonu gelişen hastalarda yavaş gelişen eritem ve endürasyon oluşur. Sklerozan tipten farklı olarak kistik tip granülomların tümünde 1-3 ay içerisinde flüktüasyon gelişir. Endürasyon genellikle spontan olarak bir yıl içerisinde düzelir. Kistik tip yabancı cisim reaksiyonu için karakteristik olan histopatolojik bulgu, nekrobiyotik implant materyali çevresinde çit şeklinde dizilim gösteren yabancı cisim tipi dev hücreler, nötrofil, lenfosit ve makrofajlardır. Bu granülomlar, nötrofil denizinde yüzen kollajenler şeklinde de tanımlanabilir (10).

Ödematöz granülom gelişen hastalarda klinik olarak eritem görülür. Histopatolojik olarak yabancı materyal çevresinde genellikle lenfosit ve makrofaj yer alırken nadiren dev hücreler bulunur. Bu tür olgularda intralezyonel steroid tedavileri önerilir (10).

Sarkoidoz benzeri veya ksantomatöz tipte sklerozan granülomalar dolgu enjeksiyonundan sonra 6-24 ay içerisinde gelişir. Bu tip granülomlar tedavisiz bırakıldıklarında yıllarca inflamasyon devam eder. Klinik olarak yavaş gelişen bir eritem gelişir. Birkaç hafta içerisinde tüm enjeksiyon bölgesinde eritem, şişlik ve sertlik oluşur. Histopatolojik olarak mikrosferler arasında artmış fibroblastlar ve makrofajlar görülür. Histopatolojik olarak bu granülomların implant nodüllerinden ayırt edilmesi gerekir. Granülom gelişen olgularda infiltrasyonunu çevreleyen dokuda parmak şeklinde uzantılar görülür. Enjekte edilen materyal türünün anlaşılması için polarize mikroskop kullanılması gerekir (10).

Dolgu enjeksiyonu deride bazı pigmentasyon değişikliklerine neden olabilir. Özellikle esmer kişilerde ekimoz sonrası postinflamatuar pigmentasyon gelişebilir. Tedavide güneşten koruyucular dışında topikal hidrokinon ve tretinoin kullanılabilir. Sığır kollajeni yüzeysel enjekte edildiğinde beyaz renk değişikliği gözlenir. Hiyalüronik asitin yüzeysel enjeksiyonu ise mavimsi renk değişimine (Tyndal etkisi) neden olur. Bu renk değişimini tedavi etmek için masaj uygulanmalı, yeterli değil ise aspirasyon veya hiyaluronidaz kullanılması gerekir (11).

Dolgu enjeksiyonuna bağlı bakteriyel, fungal ve viral enfeksiyonlar gelişebilir. Bu enfeksiyonlar polimikrobiyal olabilir. En sık gelişen viral enfeksiyon herpetik enfeksiyonlardır. Herpes öyküsü olanlarda işlem öncesi asiklovir veya valasiklovir proflaksisi önerilmelidir. Herpes enfeksiyonları sıklıkla bakteriler ile sekonder enfekte olur. Bu nedenle antiviral tedavi ile birlikte genellikle antibiyotikler kullanılır. Enfeksiyona bağlı gelişen apseler tek veya çok sayıda olabilir. Özellikle immünosuprese hastalarda kandida enfeksiyonlarının gelişmesi akıl karıştırıcıdır (8). Enfeksiyon riskini azaltmak için enjeksiyon bölgesi alkol ve kloreksidin gibi antiseptik bir solüsyon ile temizlemek gerekir. Enfeksiyonlar başlangıçta lokal non-enfeksiyöz reaksiyonlar ile karıştırılabilir. Şüphe var ise mutlaka antibiyotik önerilmelidir. Apse gelişen hastalarda drenaj sonrası kültür alınarak antibiyograma göre antibiyotik değişimi yapılmalıdır. Enfeksiyon gelişen hastalarda antibiyotiklerin etkisini önleyen bir diğer faktör de biyofilm oluşumudur. Bazı bakteriler tarafından salgılanan bu koruyucu tabaka sayesinde bakteriler antibiyotiklerden korunurlar. İki haftalık antibiyotik tedavisine rağmen düzelmeyen enfeksiyonlarda atipik mikobakteriler de ekarte edilmelidir (12).

Dolgu materyalleri bazı vasküler komplikasyonlara da neden olabilir. Bu vasküler komplikasyonlar lokal olabileceği gibi uzak bölgelerde de gelişebilir. Lokal reaksiyonlar dolgu materyalinin damar içerisine enjeksiyonu sonucu gelişen tromboza bağlı gelişebileceği gibi aşırı uygulanan dolgu sonucu gelişen kompresyon sonucu meydana gelebilir. Uzak vasküler komplikasyonlar ise damar içerisine dolgu materyali enjeksiyonu sonucu gelişir (4).

Lokal vasküler reaksiyonun en önemli belirtisi uygulama bölgesinde oluşan şiddetli ağrıdır. Deri soluklaşır ve kapiller dolum zamanı uzar. Deri siyanoze hale gelmeden önce livedoid benekli hal alır. Kalıcı iskemi sonrası deride nekroz gelişir. Nekrotik tabakanın kalkması sonucu ülserler gelişir. Vasküler komplikasyon gelişmesi durumunda hiperbarik oksijen, sistemik antibiyotik tedavisi, masaj, vazodilatatör tedavi ve destek tedaviler gerekir. Dolgu maddesi olarak hiyalüronik asit enjekte edilmiş ise hiyaluronidaz kullanılabilir. Göz çevresindeki damarlara dolgu maddesinin enjeksiyonu sonrası göz damarlarında tıkanıklık gelişebilir (13). Bu komplikasyona bağlı hastalarda korneal ödem, hifea ve görmede azalma meydana gelebilir. Bu önemli komplikasyonların önlenmesi için göz çevresindeki damarsal yapılara dikkat edilmesi, işlem yapılırken künt kanüller tercih edilemesi, vazokonstrüktif etkileri nedeniyle epinefrinli lokal anestezikler tercih edilmesi, enjeksiyon öncesi enjektör ucunun damar içerisine girip girmediğinin kontrol edilmesi, her bölgeye 0,1 mL’den az, yavaş ve nazikçe dolgu verilmesi, enjeksiyon sonrası sert basınçlardan kaçınılması gerekir (14).

Dolgu maddelerinin damar içerisine enjeksiyonu lokal yan etkiler yanında bazı sistemik semptomlara da neden olabilir. Hiyalüronik asit içeren dolgunun yüze enjeksiyonuna bağlı ilerleyici dispne ve konfüzyon bildirilmiştir. Hastanın akciğer tomografisinde buzlu cam görünümü tespit edilirken akciğer biyopsisi yabancı cisim granülomu ile uyumlu bulunmuştur. Trombotik olmayan pulmoner emboli sonucu gelişen bu komplikasyonun aşırı volüm enjeksiyonu, enjeksiyon sonrası yapılan uygun olmayan masajlar ve damar içi enjeksiyona bağlı olduğu düşünülmektedir (15).

Dolgu işlemi için uygun olmayan maddelerin deriye enjeksiyonu bazı komplikasyonlara neden olur. Her üç olgumuzda da gelişen komplikasyonlar vitamin E enjeksiyonuna bağlı gelişmiştir. Vitamin E enjeksiyonuna bağlı literatürde lipogranüloma ve parafinoma gelişimi bildirilmesine karşın sklerödema ilk kez birinci olgumuzda rapor edilmiştir (1). Yapılan hatalı kozmetik uygulamalara bağlı üç hastamız da uzun süre steroid tedavisi almak zorunda kalmış ve birinci olguda steroide bağlı diyabet gelişmiştir. Sklerödema olgusunda steroide bağlı diyabet geliştiği için metotreksat ve kolşisin tedavileri başlandı ve üç ay içerisinde lezyonlarında tam düzelme gözlendi.

Lipogranüloma, bazı dolgu maddelerinin endojen lipidleri travmatize etmesine veya dışarıdan parafin, minarel yağ, vazelin, silikon, vitamin E ve otolog yağın subkütan uygulanması bağlı gelişebilir (16). Dışardan uygulanan bu maddelere karşı gelişen lipogranülomalarda erken veya geç dönemde lipogranüloma neden olabilir. Erken dönemde oluşan reaksiyonlar genellikle birkaç hafta içerisinde gelişir ve steroid tedavilerine ilk olgumuzda olduğu gibi daha iyi yanıt verir. Buna karşın dışardan verilen parafine karşı reaksiyonlar için aylar hatta yıllar geçmesi gerekir (parafinoma). Başlangıçta enjeksiyon bölgesinde ağrı ve hassasiyet oluşur. Deride depigmentasyon veya koyu sarı bir renk değişikliği gözlenir. İleri dönemde fibrozise bağlı endürasyon ve hareketlerde kısıtlılık oluşur. Deride nekroz ve ülserasyon gelişebilir. Bazı hastalarda enjekte edilen bu yağlı materyaller lenfatik ve hematojen yayılım ile lenf nodu ve akciğerlere gider. Bu ciddi komplikasyonlar yanında nadiren ölüm bildirilmiştir. Lipogranüloma olgularında histopatolojik inceleme yapıldığında subkütan yağ dokusunda bozulma, stroma septalarında hiyalen nekroz gözlenir. Fibrotik dokuya bağlı değişik büyüklüklerde yağ globülleri oluşur. Oluşan yağ kistlerinin çevresini endotel hücreleri yabancı cisim tipi dev hücreler, yağ dokusunu fagosite etmiş makrofajlar ve eozinofilik kollojen yapıları sarar. Deride uzun süre parafinin kalmasına bağlı B hücreli lenfoma ve skuamöz hücreli karsinoma gelişimi rapor edildiğinden parafinomanın kesin tedavisi tam eksizyonlardır (17,18). Buna rağmen, çoğu hasta kozmetik problemler nedeniyle cerrahi işlemi kabul etmez. Cerrahi bölgesini belirlemek için manyetik rezonans (MR) yöntemi kullanılabilir (19,20). Tomografide benekli kitle görünümü (%60), yağ yoğunluğunda nodüller (%100), nodüler (%100) ve halka şeklinde (%80) kalsifikasyon saptanır (20). MR incelemede fibröz plakların T1 ağırlıklı görüntülerde orta intensite, T2 ağırlıklı görüntülerde hipointensite verdiği, sıvı parafin komponentinin ise T1 ve T2 ağırlıklı görüntülerde hipointensite verdiği rapor edilmiştir (21). Üç yıldan önce çekilen MR’lerde hiperintensite gözlenebildiği, 20 yıl ve sonrasında hiperintensitenin azalabildiği gözlenmiştir. Parafinomalı olgumuzda 1,5 yıllık bir süre geçmesine rağmen hipointens alanlar tespit edildi. Oluşan inflamasyonu azaltmak için intralezyonel steroid, sistemik kortikosteroidler, oral tetrasiklin, 10,600-nm CO2 lazer, %100’lük triklor asetik asit ve radyofrekans yöntemi kullanılmıştır (16).

Sonuç

Dolgu maddesi enjeksiyonu girişimsel bir işlemdir. Bu gibi kozmetik işlemlerin oluşabilecek komplikasyonları da yönetebilecek bir dermatolog veya plastik cerrah tarafından uygulanması gerekir.

Etik

Hasta Onayı: Tüm katılımcılardan bilgilendirilmiş onam formu alınmıştır.

Hakem Değerlendirmesi: Editörler kurulu tarafından değerlendirilmiştir.

Yazarlık Katkıları

Cerrahi ve Medikal Uygulama: M.D., C.B., Konsept: M.D., C.B., Dizayn: M.D., Veri Toplama veya İşleme: M.D., C.B., Analiz veya Yorumlama: M.D., C.B., Literatür Arama: M.D., C.B., N.E.K., Yazan: M.D., C.B.

Çıkar Çatışması: Yazarlar tarafından herhangi bir çıkar çatışması bildirilmemiştir.

Finansal Destek: Yazarlar tarafından finansal destek almadıkları bildirilmiştir.

Kaynaklar

1.    Kamouna B, Darlenski R, Kazandjieva J, et al. Complications of injected vitamin E as a filler for lip augmentation: case series and therapeutic approach. Dermatol Ther 2015;28:94-7.
2.    Omranifard M, Taheri S. Filler augmentation, safe or unsafe: A case series of severe complications of fillers. J Res Med Sci 2011;16:1627-31.
3.    Park TH, Seo SW, Kim JK, et al. Clinical outcome in a series of 173 cases of foreign body granuloma: improved outcomes with a novel surgical technique. J Plast Reconstr Aesthet Surg 2012;65:29-34.
4.    Chiang YZ, Pierone G, Al-Niaimi F. Dermal fillers: pathophysiology, prevention and treatment of complications. J Eur Acad Dermatol Venereol 2017;31:405-13.
5.    Narins RS, Brandt F, Leyden J, et al. A randomized, double-blind, multicenter comparison of the efficacy and tolerability of Restylane versus Zyplast for the correction of nasolabial folds. Dermatol Surg 2003;29:588-95.
6.    Tunca M. Kozmetik uygulama komplikasyonlar. Turkderm 2009;43:17-20.
7.    Sorensen EP, Urman C. Cosmetic complications: rare and serious events following botulinum toxin and soft tissue filler administration. J Drugs Dermatol 2015;14:486-91.
8.    DeLorenzi C. Complications of injectable fillers, part I. Aesthet Surg J 2013;33:561-75.
9.    Requena L, Requena C, Christensen L, et al. Adverse reactions to injectable soft tissue fillers. J Am Acad Dermatol 2011;64:1-34.
10.    Lemperle G, Gauthier-Hazan N, Wolters M, et al. Foreign body granulomas after all injectable dermal fillers: part 1. Possible causes. Plast Reconstr Surg 2009;123:1842-63.
11.    Douse-Dean T, Jacob CI. Fast and easy treatment for reduction of the Tyndall effect secondary to cosmetic use of hyaluronic acid. J Drugs Dermatol 2008;7:281-3.
12.    Rodriguez JM, Xie YL, Winthrop KL, et al. Mycobacterium chelonae facial infections following injection of dermal filler. Aesthet Surg J 2013;33:265-9.
13.    Chen Q, Liu Y, Fan D. Serious vascular complications after nonsurgical rhinoplasty: A Case Report. Plast Reconstr Surg Glob Open 2016;4:e683.
14.    Li X, Du L, Lu JJ. A novel hypothesis of visual loss secondary to cosmetic facial filler injection. Ann Plast Surg 2015;75:258-60.
15.    Jang JG, Hong KS, Choi EY. A case of nonthrombotic pulmonary embolism after facial injection of hyaluronic acid in an illegal cosmetic procedure. Tuberc Respir Dis (Seoul) 2014;77:90-3.
16.    Kim MW, Park HS, Yoon HS, Cho S. Late-Onset Complication of Fillers: Paraffinoma of the Lower Eyelids Clinically Mimicking Xanthelasma. Ann Dermatol 2016;28:753-6.
17.    Cha JA, Kim B, Lee KA. B cell lymphoma underlying paraffinoma of glabella. J Craniofac Surg 2017;28:798-800.
18.    Ko CJ, Sarantopoulos GP, Bhuta S, et al. Scalp paraffinoma underlying squamous cell carcinoma. Arch Pathol Lab Med 2004;128:1171-2.
19.    Cormio L, Di Fino G, Scavone C, et al. Magnetic resonance imaging of penile paraffinoma: case report. BMC Med Imaging 2014;14:39.
20.    Gu DH, Yoon DY, Chang SK, et al. CT features of foreign body granulomas after cosmetic paraffin injection into the cervicofacial area. Diagn Interv Radiol 2010;16:125-8.
21.    Erguvan-Dogan B, Yang WT. Direct injection of paraffin into the breast: mammographic, sonographic, and MRI features of early complications. AJR Am J Roentgenol 2006;186:888-94.

Anasayfa Arşiv Arama Menü